9/11/2009 · Kategori: BUNLARDA HEPIMIZ I_IN BIR GOZ ATIN ISTERSENIZ
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
2/11/2009 · Kategori: BUNLARDA HEPIMIZ I_IN BIR GOZ ATIN ISTERSENIZ

düşünmeden.
Sevdiğimiz için gecenin ikisinde yol kat edilmiyorsa, uyku
tatlı geliyorsa....
Hangi zamanı kimlerden çalıyoruz, çantada keklik gibi
gördüklerimizden mi?
Şu saati kurma işini bir türlü ayarlayamıyorum. On dakika
erkene kursam,
onun verdiği rahatlıkla süre daha da uzuyor. Vaktinde
kursam telaşa kapılıyorum.
Çareyi buldum! Uyumak uğruna kahvaltısızlık. Yolda elime
alacağım kuru bir poğaça ama on beş dakika fazla uyku.
Hayal etmiyor değilim şöyle beyaz örtülerde domatesli,
peynirli, ballı kahvaltıyı ama...
İşe gelince telaş eder dururum, yapacaklarımı düşünmekten
arkadaşlarıma esaslı bir günaydın diyemem.
Ne kaybettirir bana beynimi onlara verip, gözlerinin içine
bakarak bir günaydın demem?
Ya da nasılsın derken seni gerçekten umursuyorum ve nasıl
olduğunu merak ediyorum hissini ona belli etmem?
İşler mi durur? Kaç dakika kaybettirir bunları yapmak bana?
Annem aradığında 'işteyim şu an, bunları burdan konuşamam,
akşama evden ara' dediğimde...
Akşam aradığında ise gündüz endoskopiye gittiğini, beni
yanında istediğini söylemek için aradığını işitmek...
İşten eve gelip bir telaş yemeği yetiştirmeye çalışırken
bütün gün beni özleyen çocuğumun bacağımdan çekiştirip bana
sarılmak istemesi... "Hayır, yavrucum, şu an sana
sarılamam, yemek yetiştirmem gerekiyor.
Ancak her iş bittiğinde - tabii o da ancak sen uyuduğunda,
sen bilmem kaçıncı rüyanı görürken- seni öpebilirim"
demem...
Uzun zamandır görmediğim arkadaşlarım yemeğe davet
ettiklerinde bunun kahrolası bir toplantıya denk gelmesi,
ama onların gitmesi.....
Çok sevdiğim akrabamın doğum gününe sırf eşim keyif
almıyor, diye sadece telefon etmem....
Pazar yürüyüşüne çıkmak için hazırlanırken yağmurun
başlaması, 'oysa daha dün gitmiştim kuaföre, otur evde cips
atıştır.
Yağmur mu? Vurmasın yüzüme damlaları. Nasılsa daha çok
yağar' demem....
Böyle kaç tane anı, kaçırırız hayatta? Kaçını bir daha
yakalama şansını verir hayat bize?
Annemizin endoskopisi kötü çıkarsa...
Evladımız hızla büyürken ıskaladıklarımız ve bir daha geri
gelmeyen büyüme evreleri....
Dostlarla yapılan enfes sohbetler...
Aile ile yapılan her daim tat veren kahvaltılar...
Neleri nelere değişiyoruz? Değer mi acaba diye durup
düşünmeden.
Sevdiğimiz için gecenin ikisinde yol kat edilmiyorsa, uyku
tatlı geliyorsa....
Hangi zamanı kimlerden çalıyoruz, çantada keklik gibi
gördüklerimizden mi?
Ne kadar ilgilenmesek de, ne kadar az zaman ayırsak da,
nasılsa yanımızda olacaklarından emin olduklarımızdan mı?
Ya o keklikler bir gün keklik olmaktan bıkarsa.....
Ya onlar, 'al, istediğin hayatı sen yaşa. Ne olursa olsun
biz arka fonda yokuz' derlerse?
Ya, 'her şeyi sizler için yapıyordum' yalanı ile baş başa
kalırsak?
Ya.......................
Ya yağmurun bir daha yağdığını göremezsek?!!
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
11/10/2009 · Kategori: BUNLARDA HEPIMIZ I_IN BIR GOZ ATIN ISTERSENIZ
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
25/9/2009 · Kategori: BUNLARDA HEPIMIZ I_IN BIR GOZ ATIN ISTERSENIZ

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
12/7/2009 · Kategori: BUNLARDA HEPIMIZ I_IN BIR GOZ ATIN ISTERSENIZ
Su olmadan sağlıklı bir hayat düşünülemez. Uzmanlar ise suyun soluduğumuz hava kadar gerekli olduğu ve yaşamın kaynağı olduğu konusunda hem fikirler. Peki, sağlıklı bir yaşam için ne kadar su içmeliyiz? İşte Türkiye'de tamamlayıcı tıp denilince ilk akla gelen isimlerden bir olan Dr.Hüseyin Nazlıkul'un bu konu hakkındaki yazısı:
1) Yeni güne su içerek başlayın. Bu bir bardak su böbreklerinizi boşaltmanıza ve detoks sisteminizin gün boyu çalışmasına yardımcı olacaktır.
2) Kahvaltıdan bir saat öncesine kadar yavaş yavaş ama kısa aralıklarla içilen suyun birçok kronik hastalıklarda tedavi edici özelliği olduğu açıklanmaktadır.
3) Günde en az sekiz bardak su için, mümkün olursa sağlıklı alkali su için, içtiğiniz su ne kadar temiz ve sağlıklı olursa bedeniniz suyu o derecede faydalı kullanır.
4) Canınız bir şeyler atıştırmak istediğinde bir şeyler atıştırmaktansa onun yerine bir bardak su için ve biraz bekleyin. Göreceksiniz ki bedeniniz sizden yemek değil su istiyormuş!
5) Vücudunuzun size ne söylediğini anlamaya çalışın, başınız veya mideniz ağrıyorsa veya bitkinseniz veya kendinizi iyi hissetmiyorsanız ilaç almadan önce bir bardak su için ve neticeye göre hareket edin.
6) Baş ağrısı çekiyorsanız ilaca saldırmayın. Sadece su yeterli gelmemişse o zaman suda bir magnesium tablet eritin ve için. Ağrı kesici kullanmadan da baş ağrılarınızın geçtiğini şaşkınlıkla keşfedeceksiniz.
7) Yemek yerken kesinlikle su ve sulu içecekler içmeyin, suyu yemekten yarım saat önce ve sonra için.
8) Yediğimiz yiyeceklerle de su alırız. Çünkü onların içinde de su vardır. Organik olarak üretilen ürünleri tercih ederseniz yiyeceklerle beraber aldığınız suyun kalitesi de iyi olur.
9) Su her yiyecekte aynı kalite ve özellikte bulunmaz, bu durum bedenimizde bulunan sular içinde geçerlidir. İçimizdeki su bizim ruh halimize göre sürekli kendi kendini değiştirme gücünü içinde barındırır.
10) Stresli ya da endişeli olduğunuzda bir bardak su için. Su vücut sıvınızı ve elektrolit dengesini düzenleyerek sakinleşmenize yardımcı olacaktır. Farkında mısınız? Sinirlenince ya da heyecanlanınca dudaklarınız kurur ve yapışmaya başlar. Bu, bedenin doğal olarak o anda su ihtiyacını size göstermesidir.
11) Akılıca yemek yiyin. Kalori, karbonhidrat ve yağları çok fazla hesaplamanıza gerek yoktur. Sadece asidik ve hijyenik olamayan yiyecekleri yemeyin.
12) Karaciğerinizin yediğiniz yiyecek ve içeceklerdeki bakteri, virüs, ve kimyasalları temizlemek zorunda olduğunu unutmayın! Bol, temiz ve kaliteli alkali su içerek karaciğerinize asli görevini yapabilmesi için yardımcı olun.
13) Hazır yiyeceklerden, fast-food'lardan, gazlı içeceklerden, katkı maddeleri içeren her tür hazır gıdadan uzak durun. Tabii burada asıl suçlu olan food'dan ( yemek ) çok işin fast ( hızlı ) kısmıdır. Çünkü hızlı yemek pek çok rahatsızlığın kaynağıdır.
14) Yediğiniz yemeklerden keyif almaya çalışın, iyi çiğneyin ve yemek esnasında gazete okumayı ve TV izlemeyi bırakın. Yediklerinizi iyice inceleyin, onlarla bir diyalog içinde olun.
15) Fazla çay, kahve, alkollü içecek içmeyin. Bu tür içecekler diüretik olduklarından, vücudunuzda su kaybına neden olurlar. Şayet mecbur kalırsanız bunlardan fazla içtiğinizde dengelemek için bol miktarda su ya da mümkünse alkali su için.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
29/6/2009 · Kategori: BUNLARDA HEPIMIZ I_IN BIR GOZ ATIN ISTERSENIZ
Evlilik, inanmadığım halde içerisinde 17 seneyi bitirdiğim bir kurum benim için. 17 senede (abartmıyorum) 40 çift arkadaşımın son verdiği kurum ayni zamanda da... Evlili ğimin bu kadar uzun sürmesinin gizi belkide kuruma inanmamaktan geçiyor.
Evliliği toplumun dayattığı şekilde yasamamaktan... Nedir bu dayatmalar?
Erkeğin muhakkak kadından yasça büyük olması, eğitim seviyesinin erkeğin lehine ya da en azından eşit olması bunların sadece ikisi...
Olmaz, yürümez diyor toplum... Erkek yasça büyük olmalı ki, kadına 'hot' dediğinde oturmalı kadın... Yâda yumuşatıyorlar;
-Efendim kadın erkekten önce çöktüğü için (hani doğum falan) küçük olmalıymış yaşı...
Eğitimde de böyle... Kadının çok okumuşu bilmiş olurmuş, evde kalmakmış layıkı...
EŞİM BENDEN 2 YAS BÜYÜK; ne 'hot' dememe gerek kaldı 17 senede, ne de benden önce çöktü...
Yıllar içinde ben yaş landıkça o gençleşti,
-'Ooo Can bey kapmışınız çıtı rı' esprilerine muhatap dahi oldum.
EŞİM 3 ÜNİVERSİTE BİTİRDİ; ben bi taneyi 9 senede bitirdim..
Ne o bana bilmişlik tasladı, ne ben ona ezik baktım... Kulağa gelen müzik tekse de, onu oluşturan notalar farklıdır der Halil Cibran...
Bunu unutmadık biz.
Ben konuşurken o dinledi, ben dinlerken o konuştu 17 sen e.
O öfkeliyken ben, ben öfkeliyken o 'haklisin bitanem...' dedik,
Öfke bitip fırtına durulduğunda 'ama bi de böyle düşün' de dedik fikrimizi savunurken.
Farklı insanlar olarak görmedik birbirimizi, ayni amaç içi n savaşan neferlerdik bu hayatta...
Asla bilmedik ne k adar para kazandığımızı, ortak cüzdanımızdan gerektiği kadar aldık..
Ne kadar çalarsa çalsın masanın üstünde telefon, kim bu saatte arayan karşı cins diye sorgulamadık da ama...
Sevginin en büyük dostuydu bizim için 'güven'... Ve güvenin ardına saklanmış bir 'saygı' vardı daima...
Ne kavgalar, ne badireler atlattık 17 senede...
Eee ülkeler neler gördü, biz çekirdek aile mi sütliman yaşayacaktık...
Bir gün öyle bir girdik ki birbirimize, ben ilk kez odamın dışında yattım bi gece, misafir odasında...
Gece yarısı kapı aç ıldı esim;
-'Ne yapıyorsun burada?' diye sordu kapının eşiğinden, 'uyuyorum' dedim buz gibi bi sesle... Gitti, gelmesi 1 dakikasını almıştı elinde yastıkla... 'k ay yana' dedi daracık yatakta. 'ne yapıyorsun?' dediğimde 'benim yerim senin yanın, sen gelmezsen ben gelirim' dedi...
Anladım ki o gece, en uzun kavgamız yat saatine kadar sürecek...
Ve bence doğrusu da bu...
Özen gösterdik o günden sonra, evin her yerinde kavga ettik, yatak odamız hariç.
Kırsak da zaman zaman kalplerimizi, asla kin tutmadık birbirimize...
Toplum kurallarıyla oynasaydık bu oyunu belki de 41 inci çift ol acaktık o listede...
Ama oyunun kurallarını biz koyduk... Nede olsa bizim oyunumuzdu oynanan...
Evlilik; hesapsız içine dalınması gereken bir oyun bence...
Topluma kulaklarını tıkayarak hem de... Ne benim, ne de bizim sözlerimizle...
Sadece gönlünüzden geçtiğince...
Dediği gibi Ataol Behramoğlu'nun;
'...Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına. Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır. Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insan a...
CAN DÜNDAR
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
13/6/2009 · Kategori: BUNLARDA HEPIMIZ I_IN BIR GOZ ATIN ISTERSENIZ

BİR ERKEK GİDİNCE
Kentin tüm yolları çökmüş,
Dağları yan yatmış gibi olur.
Bir erkek gidince,
Raflarda kalır dizi dizi kitaplar,
çekmecede dosyalanmış evraklar,
ödenmiş senet koçanları, su, elektrik faturaları,
banka dekontları, maaş ekstreleri, taksit tarihleri,
kalın bir defter içinde doğum günleri,
baş başa çekilmiş gülen resimler,
telefonlar, görüşme günleri, araba anahtarı, cep telefonu,
dizüstü bilgisayar
boynunu büker kalır.
Bir erkek gidince;
Susar dış kapının gürültüsü,
Kahvaltı için ekmek almaya, gazete getirmeye giden olmaz.
"Gelince ne gerekli?" diye telefon eden,
"Hazırlan, akşam gidiyoruz" diyen,
"Boyunbağım nerede?"
"çoraplarım yıkanmamış mı?",
"Hani beyaz gömleğim?",
"Anahtarımı unuttum!",
"Sahi, saatim evde mi kalmış!"
"Evlenme yıldönümümüz dün müydü?" Sesleri eksilir..
Bir erkek gidince,
Ev kapanmaz ama ışıkları söner, karanlığa gömülür..
Bir erkek gidince bir evden;
Bir dede,
bir baba,
bir oğul,
bir ağabey,
bir dayı,
bir amca,
bir kuzen,
bir yeğen,
bir torun,
bir delikanlı,
bir sevgili,
bir yiğit,
bir savaşçı,
bir barışsever,
göklerden bir kartal,
ormandan bir aslan,
bir günün aydınlık kısmı,
beynin yarısı,
mevsimlerden yaz olanı,
kolun iş göreni,
ayağın adım atanı kesilir.
Kısacası;bir erkek gidince yatağın yarısı buz kesilir..
KADINLAR gittiklerinde
arkalarında daha büyük boşluklar bırakırlar.
Onlar bir gün çekip gittiklerinde,
peşlerinde "yetim-öksüz " kalan çok olur:
Mutfaktaki dolap, perdeler,
kavanozun içindeki eski düğmeler,
özenle saklanmış küçülmüş giysiler,
dolap diplerindeki kurdeleler
Sabah karanlığında mutfaktan gelen tıkırtılar susar,
yetim kalmıştır tabaklar.
Bir kadın gittiğinde hep suyu unutulur saksıların.
Sık sık boynunu büker "sarıkız ".
Balkon artık sessizdir, koridor kimsesiz.
Hep böyle olur;
bir kadın gittiğinde;
övgüler, uyarılar, yakınmalar, dualar yetim kalır.
Kapı eşiğindeki " Dikkat et" sesi duyulmaz,
annesi gitmiştir " Geç kalma " nın.
Kadınlar, arkalarında büyük boşluklar bırakarak giderler.
Bir kadın gittiğinde pek çok kişi gitmiştir aslında.
Ve bir kadın gittiğinde pek çok "yetim" bırakmıştır arkasında.
Bir kadın gittiğinde
Bir kadın gittiğinde ne çok kişi gider aslında;
bir ağır isçi,
bir temizlikçi,
bir bakıcı,
bir bahçıvan,
bir muhasebeci
Bir anne gider
Bir dost
Bir arkadaş
Bir sevgili
Ne çok kişi yok olur bir kadın gittiğinde..
Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!
8/6/2009 · Kategori: BUNLARDA HEPIMIZ I_IN BIR GOZ ATIN ISTERSENIZ
Biz Olabilmek!

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
3/6/2009 · Kategori: BUNLARDA HEPIMIZ I_IN BIR GOZ ATIN ISTERSENIZ
yaşamınız "gerçekten" nasıl?
bu soruya verilen cevap sayısı bir kaçtaneyi geçmez..ama en çok kullanılan:"iyi" dir..
bu cevap verilmeden önce yapılan bir saniyelik duraksama aslında verilen cevaptan daha fazlasını anlatır....
iyi demek için bile duraksanıyorsa aslında pekte iyi sayılmaz demektir...eğer gerçekten "iyi" bir yaşamınız varsa,seçeceğiniz kelime bu olmaz...bu sadece,otomatikleşmiş bir yanıttır ve otomatikleşmiş bir yanıt,otomatikleşmiş bir hayatın göstergesinden başka bir şey değildir....
ve hiç kimse daha iyisi varken iyi ile yetinmemeli.....
eğer bana bu soru sorulursa (ki,artık kimse bir başkasının yaşamını gerçek anlamda merak etmiyor.sorulan sadece şu olmuş;"naber"...ne demekse...)ben süper yada harika diyorum...
nedenide tekrarlanan düşüncelerin daha çabuk gerçekleşmesi....
hep iyi derseniz,iyiden öteye geçemezsiniz..o halde kendim için hep daha iyisini isteme fırsatım varken bunu neden yapmıyımki?
tekrarlanan düşüncelerin gerçekleştiğini ilk kez bir kitapta okumuştum ve bu yolun çoook başındaydım...bahsedilen şeyden haberim bile yoktu ve sanırım okuduğumuda tam olarak anlamamıştım...ne saçmalıyo be bunlar cümlesini düşündüğümü hala çok net hatırlıyorum ama bugün o cümleyi düşünen kendime de gülümsüyorum....
bu yazıyı okuyan bazı kişilerinde aynı cümleyi düşüneceğine şüphem yok ama tek dileğim;bir gün onlarında kendilerine, benim şimdi gülümsediğim gibi gülümsemek olur...
tekrarlanan düşünceleri iyice araştırıp hayatıma sokmam uzun zamanımı almıştı..inatçılığımdan :)....hayatıma alıpta uyguladığım ilk cümlede şu oldu:
"ben her konuda çok şanslıyım"
ilk zamanlarda alışkanlık yapması için küçük kağıtlara yazıp çantamın her gözüne ayrı ayrı koydum,elimin içine yazdım...çalışma odama ve salona görebileceğim yerlere yazıp yapıştırdım...
ve bir baktım artık onu söylemek ve düşünmek bir alışkanlık olmuş,işte o zaman düşündüğüm şey karşılık vermeye başladı...
artık eskisi gibi değildi hiç bişey...
ben "gerçekten çok şanslıydım"....
ve ben hala her konuda çok şanslıyım....
bu düşünce değişiminden sonra hayatımda çok şey değişti ve hala değişmeye devam ediyor....düşünce değişimi diyorum çünkü gerçekten adı bu...
artık eski gibi "neeeerde bende o şans..", "şans bana gülmezki","bende şans olsaydı...","çok şanssızım" cümlerini değil,tamamen yeni alışkanlık edindiğim "ben her konuda çok şanslıyım" cümlemi kullanıyordum ve o eski cümleler aklıma bile gelmiyordu...gelmedikleri içinde (tekrarlanmadıkları için) hayatımda gerçekleşme fırsatı bulamıyorlardı....
bu benim yola başlangıç hikayemin tam olarak temeli olmasada,önemli bir dönüm noktasıdır....
bir kişinin bile işine yararsa ne mutlu bana....
şimdi tekrar soruyorum:
HAYATINIZ NASIL ?
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!
3/6/2009 · Kategori: BUNLARDA HEPIMIZ I_IN BIR GOZ ATIN ISTERSENIZ
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!
« Önceki ::





