2/11/2009 · Kategori: SEVGI

Kişi sevdiğiyle olmak ister!.
Sevdiğinin hâliyle hâllenir… Sevgisi kadarıyla, onunla yaşar!.
Sevginin ne olduğunu tam olarak bilemediğimiz için,
çoğunlukla, “beğeni” ile “sevgi”yi birbirine karıştırırız..
“Beğeni” yanında “sahip olma” arzusuyla açığa çıkar!.
Bir nesneden hoşlandığında, beğendiğin şeye sahip olmak ve
üzerinde tasarruf edebilmek arzusuyla yaşarsın…
Bu tüm mahlukatta çok yaygın bir duygudur!.
Kimi, beğendiğini cebine sokar;
kimi beğendiğine tasma takıp yanında taşıyarak onunla hava atmak ister;
kimi yakalayıp inine sürükler… Her mahlûk yaradılış fıtratına göre,
beğendiği üzerinde tasarruf etmek ister.
“Sevmek” ise bundan çok farklıdır…
Sevince, yanlızca sevdiğin için yaşamak istersin!.
Yalnızca yanında olmak, yalnızca onun olmak,
yalnızca onun zevk aldığıyla zevk alıp, sevmediğinden kaçmak istersin!
Sevdiğin öylesine sarmıştır aklını, fikrini, ruhunu ki, her şey sana,
onu hatırlatır; yanında iken bile onun içinde olmak istersin!…
Yakınlık bile uzak gelir sana!…
Sen kaybolursun, sende; sevdiğin kalır yalnızca, beyninde!..
Onun bakışıyla bakar, onun değerlendirmesiyle değerlendirir,
onun diliyle konuşmaya başlarsın!. Gözün ondan başkasını görmez,
kulağın ondan başkasını duymaz,
elin ondan başkasına uzanmaz olur!.
Her an sana sahip olmasını; varlığının, tasarrufunun her an
üzerinde olmasını, her an seni kucaklamasını istersin!…
Bedensel yakınlık bile, korkunç uzaklık gibi gelir sana;
ve onunla tek bir beden, tek bir ruh, tek bir şuur olmayı dilersin!.
Sevgi, fıtratın müsait ise, sevdiğinde yok edesiye yakar seni;
ve gün gelir kaşında-gözünde, yüzünde-dilinde
sevdiğini görürler de, “sen o olmuşun” derler!
Beğenen sahip olmak ister…
Seven ise sevdiğinde yok olur; feda eder her şeyi sevdiği uğruna!.
Bazılarının da sevgi kokusu sürülür üstüne; “aşığım” sanır!.
Ama sevdiği uğruna, fedakarlık etmeye gelince sıra,
o koku siliniverir üzerinden “kopamama” sabunuyla!.
Parasından kopamaz… Mevkiinden kopamaz…
Yakınlarından kopamaz… İçinde yaşadığı ortamın
güzelliklerinden kopamaz… “Etraf”tan kopamaz!.
Derken kusurlar belirmeye başlar sevdiğini sandığının üzerinde…
Eksiklikler görmeye başlar başlar, yetersizlikler görmeye başlar…
Bunlar önce acıma duygusuna dönüştürür sevgisini;
uzaktan acıyarak seyretmeye başlar…
Sonra tatlı bir anıya dönüşür, sevgi sandığı duyguları!.
Bu tecrübe gösterir ki, onun fıtratında sevgi programı yoktur!..
Beğeniyi, sevgi sanmıştır!..
Uzaklaşma ondan gelmemiş de, karşısındakinden gelmişse,
bu defa “nefret”e döner “beğeni”; ondan intikam alma duygusu
gelişir içinde; ve vicdanla intikam dalgaları arasında
bir o yana bir bu yana sürüklenir durur; terkedilmişliğin, uzaklaşmanın,
layık olmadığını yaşamanın sanısı içinde!..
Oysa yanlızca, fıtratında olmayan gerçek sevginin sonuçlarını yaşamaktadır!.
Cüzdanı için, güzelliği-yakışıklılığı için, kendisine hoş gelen huyları için,
mevkii-koltuğu için, ilmi için beğenmiştir; sevdiğini sanmış;
sahip olamayınca da arzusuna erişememenin düş kırıklığı içinde kopmuş;
yalnızca çıkarları doğrultusunda yaşamayı tercih etmiştir…
Seven ise göze almıştır kopmayı… Dışlanmayı…
Paradan-puldan, namdan nişandan, dosttan akrabadan uzak kalmayı…
Fıtratından gelir sevgi!. Kulluğu sevmek üzeredir!.
Onunla, sevmeyi yaşamak istediği için yaratmıştır onu Yaratan…
O yüzden kopar anadan-babadan; dünyadan paradan!
Seven, karşılıksız sever!…
Beğenen karşılığını ister!.
Benim istediğim gibi yaşarsan seni boğarım sahip olduklarıma, der beğenen!..
Onun zaten fıtratında yoktur sevgi, bilmez aşkın ne olduğunu!..
Ne üzere yaratılmışsa, odur tüm meşgalesi… Karınca gibi çalışır;
maymun gibi çiftleşir; aslan gibi yavrularına sahip çıkar…
Ama pervane gibi sevemez!. Atamaz kendini ateşe!.
Sevgi sonunda yanmayı getirir!.. Beğeni ise sonunda kaçmayı!.
Beğenen mahlûkat çoğunluğuna göre, “sevgi” delilikten bir türdür!..
Anlamazlar onlar, sevdiği uğruna, etraf ne derse desin deyip,her şarta katlanmayı!
Ve “delillik bu” derler…
Beğenme bir tür “hobi”dir!…
Bazen ömür boyu sürer, bazen bir kaçyıl, bazen bir kaç ay!..
Sevgi bir ömür boyudur!…
Bitmez, tükenmez, bazen durulur, bazen coşar ama hiç gerilemez!.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
31/1/2009 · Kategori: SEVGI

Sevgi Üzerine...
Sevgi Üzerine Masumi Toyotome diye bir Japon yazmis bu yaziyi. Dünyada sevilmek istemeyen kisi yok gibidir diye basliyor. Ama sevgi nedir, nerede bulunur, biliyor muyuz diye soruyor. Sonra anlatmaya basliyor: Sevgi üç türlüdür. Birincinin adi "Eger" türü sevgi. Belli beklentileri karsilarsak bize verilecek sevgiye bu adi takmis yazar. Örnekler veriyor: eger iyi olursan baban, annen seni sever. Eger basarili ve önemli kisi olursan, seni severim. Eger es olarak benim beklentilerimi karsilarsan seni severim.
Birinci tür: Bir sarta bagli sevgi
Toyotome en çok rastlanan sevgi türü budur diyor. Karsilik bekleyen sevgi. Sevenini, istedigi bir seyin saglanmasi karsiligi olarak vaat edilen bir sevgi türüdür bu diyor yazar. Nedeni ve sekli bakimindan bencildir. Amaci sevgi karsiligi bir sey kazanmaktir. Yazara göre evliliklerin pek çogu "Eger" türü sevgi üzerine kuruldugu için çabuk yikiliyor. Gençler birbirlerinin o anki gerçek hallerine degil, hayallerindeki abartilmis romantik görüntüsüne asik oluyor ve beklentilere giriyorlar. Beklentiler gerçeklesmediginde, düs kirikliklari basliyor. Sevgi nefrete dönüsüyor. En saf olmasi gereken anne baba sevgisinde bile "Eger" türüne rastlaniyor. Yazar bir örnek veriyor. Bir genç Tokyo Üniversitesi giris sinavlarini kazanarak babasini mutlu etmek için çok çalisiyor. Okul disinda hazirlama kurslarina da gidiyor. Ama basarili olamiyor. Babasinin yüzüne bakacak hali yok. Üzüntüsünü hafifletmek için bir haftaligina Hakone kaplicalarina gidiyor. Eve döndügünde babasi öfkeyle sinavlari kazanamadin. Bir de utanmadan Hakone'ye gittin? diye bagiriyor. Delikanli "Ama baba vaktiyle sende bir ara kendini iyi hissetmediginde Hakone kaplicalarina gittigini anlatmistin diyor. Baba daha çok kizarak delikanliyi tokatliyor. Çocuk da intihar ediyor. Gazeteler intiharin anlik bir sinir krizi sonucu oldugunu söylediler, yaniliyorlardi diyor yazar. Delikanli babasinin kendisine olan sevgisinin yüksek düzeydeki beklentilerine bagli oldugunu anlamisti. Insanlar "Eger" türü sevginin üstünde bir sevgi arayisi içindeler aslinda. Bu sevginin varligini ve nerede aranmasi gerektigini bilmek bu genç adamin yaptigi gibi yasami sürdürmekle ondan vazgeçmek arasinda bir tercih yapmakla karsi karsiya kaldigimizda önemli rol oynayabilir diyor Masumi Toyotome. Ilginç degil mi?
Ikinci tür: "Çünkü" türü sevgi
Toyotome bu tür sevgiyi söyle tarif ediyor: Bu tür sevgide kisi bir sey oldugu, bir seye sahip oldugu ya da bir sey yaptigi için sevilir. Baska birinin onu sevmesi, sahip oldugu bir nitelige ya da kosula baglidir. Örnek mi? Seni seviyorum. Çünkü çok güzelsin (Yakisiklisin). Seni seviyorum. Çünkü o kadar popüler, o kadar zengin, o kadar ünlüsün ki. Seni seviyorum. Çünkü bana o kadar güven veriyorsun. Seni seviyorum. Çünkü beni üstü açik arabanla, o kadar romantik yerlere götürüyorsun ki. Yazar, Çünkü türü sevginin Eger türü sevgiye tercih edilecegini anlatiyor. Eger türü sevgi bir beklenti kosuluna bagli oldugundan büyük ve agir bir yük haline gelebilir. Oysa zaten sahip oldugumuz bir nitelik yüzünden sevilmemiz hos bir seydir egomuzu oksar. Bu tür oldugumuz gibi sevilmektir. Insanlar olduklari gibi sevilmeyi tercih ederler. Bu tür sevgi onlara yük getirmedigi için rahatlaticidir. Ama derin düsünürseniz, bu türün Eger türünden temelde pek farkli olmadigini görürsünüz. Kaldi ki bu tür sevgi de, yükler getirir insana. Insanlar hep daha çok insan tarafindan sevilmek isterler. Hayranlarina yenilerini eklemek için çabalarlar. Sevilecek niteliklere onlardan biraz daha fazla sahip biri ortaya çiktigi zaman, sevenlerinin, artik ötekini sevmeye baslayacagindan korkarlar. Böylece yasama sonsuz sevgi kazanma gayretkesligi ve rekabet girer. Ailenin en küçük kizi yeni dogan bebege içerler. Sinifinin en güzel kizi, yeni gelen kiza içerler. Üstü açik BMW'si ile hava atan delikanli, Ferrari ile gelene içerler. Evli kadin kocasinin genç ve güzel sekreterine içerler. O zaman bu tür sevgide güven duygusu bulunabilir mi diye soruyor Toyotome. Çünkü türü sevgi de, gerçek ve saglam sevgi olamaz diyor. Bu tür sevginin güven duygusu vermeyisinin iki ayri nedeni daha var. Birincisi; acaba bizi seven kisinin düsündügü kisi miyiz korkusu. Tüm insanlarin iki yani vardir. Biri disa gösterdikleri öteki yalnizca kendilerinin bildigi. Insanlar sandiklari kisi olmadigimizi anlar ve bizi terk ederlerse korkusu buradan dogar. Ikincisi de ya günün birinde degisirsem ve insanlar beni sevmez olurlarsa endisesidir. Japonya'da bir temizleyicide çalisan dünya güzeli kizin yüzü patlayan kazanla parçalanmis. Yüzü fena halde çirkinlesince, nisanlisi nisana bozup onu terk etmis. Daha acisi ayni kentte oturan anne ve babasi, hastaneye ziyarete bile gelmemisler, artik çirkin olan kizlarini. Sahip oldugu sevgi, sahip oldugu güzellik temeli üstüne kurulmus oldugundan bir günde ölmüs. Güzellik kalmayinca sevgi de kalmamis. Kiz birkaç ay sonra kahrindan ölmüs... Japon yazar toplumlardaki sevgilerin çogu "Çünkü" türündendir ve bu tür sevgi, kaliciligi konusunda insani hep kuskuya düsürür diyor.
Peki o zaman, gerçek sevgi, güvenilecek sevgi ne? Ve iste sevgilerin en gerçegi:
Üçüncü tür sevgi: "Ragmen"
Bir kosula bagli olmadigi için ve karsiliginda bir sey beklenmedigi için? Eger türü sevgiden farkli bu. Sevilen kisinin çekici bir niteligine dayanip böyle bir seyin varligini esas olarak almadigi için Çünkü türü sevgi de degil. Bu üçüncü tür sevgide, insan Bir sey oldugu için degil, Bir sey olmasina ragmen sevilir. Güzellige bakar misiniz? Ragmen sevgi. Esmeralda, Quasimodo'yu dünyanin en çirkin, en korkunç kamburu olmasina Ragmen sever. Asil, yakisikli, zengin delikanli da Esmeralda'ya çingene olmasina ragmen tapar. Kisi dünyanin en çirkin, en zavalli, en sefil insani olabilir. Bunlara ragmen sevilebilir. Tabii bu sevgiyle karsilanmasi sarti ile. Burada insanin, iyi, çekici ya da zengin konum edinerek sevgiyi kazanmasi gerekmiyor. Kusurlarina, cahilligine, kötü huylarina ya da kötü geçmisine ragmen oldugu gibi, o haliyle sevilebiliyor. Bütünüyle çok degersiz biri gibi görünebiliyor ama en degerli gibi sevilebiliyor. Japon yazar yüreklerin en çok susadigi sevgi budur diyor. Farkinda olsaniz da, olmasaniz da, bu tür sevgi sizin için yiyecek, içecek, giysi, ev, aile, zenginlik, basari ya da ünden daha önemlidir. Bunun böyle oldugundan nasil emin olursunuz?
Hakli oldugunu kanitlamak için sizi bir teste davet ediyor. Su soruma cevap verin diyor. Kalbinizin derinliklerinde, dünyada kimsenin size aldirmadigini ve hiç kimsenin sizi sevmedigini düsünseydiniz, yiyecek, elbise, ev, aile, zenginlik, basari ve üne olan ilginizi yitirmez miydiniz? Kendi kendinize yasamamin ne yarari var diye sormaz miydiniz? Devam ediyor Toyotome: Su anda en sevdiginiz kisinin sizi sadece kendi çikari için sevdigini anladiginizi bir düsünün. Dünya birden bire basinizin üstüne çökmez miydi. O an yasam size anlamsiz gelmez miydi? Diyelim siradan bir yasaminiz var. Günlük yasiyorsunuz. Günün birinde gerçek, derin ve doyurucu bir sevgi bulacaginizdan umudunuz olmasa, kalan hayatinizi nasil yasardiniz? diye soruyor ve yanitliyor: Öyleleri ya iyice umutsuzluga kapilip intihar ediyorlar ya da iyice dagitip yasayan ölü haline geliyorlar.
Toyotome, hem de nasil iddiali savunuyor Ragmen sevgiyi. Bugün yasaminizi sürdürebilmenizin nedeni Ragmen türü sevgiyi su anda yasamaniz ya da bir gün bu sevgiyi bulacaginiza inancinizdir. Son sözlerinde biraz umutsuz, Toyotome. Bugün yasadigimiz toplumda herkesi doyuracak bu sevgiyi bulmak zor. Çünkü herkesin sevgiye ihtiyaci var. Kimsede baskasina verecek fazlasi yok? diye açikliyor. Anlatiyor: Yakinimizda olan birinin bu sevgiyi bize vermesini bekleriz. Ama o da ayni seyi baskasindan beklemektedir. Peki bu dünyada sevgi ne kadar var. Yazara göre, açligimizi biraz bastiracak kadar. Ve de yemek öncesi tadimlik gelen istah açicilar gibi. Bu minnacik tadim, bizi daha müthis bir sevgi açligina tahrik ve tesvik ediyor. Bu minnacik tadim sevgiye ne kadar muhtaç oldugumuzu anlatiyor. Büyük bir hirsla ana yemegin gelmesini ve bizi doyurmasini bekliyoruz. Hani nerede? Hepsi o. Ve asil çarpici cümle en sonda.
DÜNYADAKI EN BÜYÜK KITLIK, RAGMEN TÜRÜ SEVGININ YETERINCE OLMAYISIDIR.
IYI DÜSÜNÜN..........
Bu yilinizi iyi geçirdiniz mi?
Saglikli oldugunuz için hiç sevindiniz mi?
Bu yil hiç gün isigi ile uyandiniz mi?
Kaç kez günesin dogusunu izlediniz?
Bir neden yokken kaç kisiye hediye aldiniz?
Kaç sabah yolda bir kediyi oksadiniz?
Bu yil yeni dogmus bir bebek parmaginizi sikica tuttu mu hiç?
Ve siz onu hiç kokladiniz mi?
Yaz gecelerinde ne çok yildiz olduguna hiç sasirdiniz mi? Kendinize bu yil kaç oyuncak aldiniz?
Kaç kez gözlerinizden yas gelinceye kadar güldünüz?
Yasli bir agaca sarildiniz mi bu yil?
Çimlere uzandiginiz oldu mu?
Çocuklugunuzdan kalan bir sarkiyi söylediniz mi hiç?
Hiç tas kaydirdiniz mi bu yil?
Kaç kez kuslara yem attiniz?
Bir çiçegi dalindayken kokladiniz mi?
Bu yil kaç kez gökkusagi gördünüz?
Ya da hediye alan bir çocugun gözlerindeki isigi?
Kaç kez mektup aldiniz bu yil?
Eski bir dostunuzu aradiniz mi hiç?
Kimseyle baristiniz mi bu yil?
Aslinda mutlu oldugunuzu kaç kez fark ettiniz bu yil?
Iyi bir yilin, bunlar gibi birçok "küçük sey"e bagli oldugunu hiç düsündünüz mü?
Düsünün.
Yayilin çimenlerin üzerine
Acele edin....
Er veya geç...
Çimenler yayilacak üzerinize...
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
19/5/2008 · Kategori: SEVGI


bir sensizlik acıttı bu kadar canımı birde sessizlik...isyanım sana değil sevdigim isyanım sana değil gözbebeğim..kader deyip geçmeler vardır birde,nekadar ağlasanda,ne kadar geri istesende geçen günleri,kader deyip geçmeler vardır birde...acı dolar yüreğine ,karanlıklar dört bır yanını sarsada hep bir ışık ararsın ...bazen kendi gölgene isyan edersin sessiz çıglıklarda bogulursun.....ama ne gecen zaman onu sana getirir nede acını dindirir....sevmeler vardır bırde ,delice sevmeler,ugruna bınlerce ömür feda etmeler...ama ne sevmeler ne de bınlerce ömür feda etmeler gitmelere engel olmayacaktır...ne gitmelere nede bitmelere....biten aşk degıldır aslında,unutulan seven olmayacaktır....biten sen, tukenen umutların,unutulansa dünler degil yarınlar olacaktır....bazen kaparsın gözlerını,gözyaşların süzülür tıtreyen bedenınden ,sonra bir çıglık başlar rüyalarındaki gibi :inlersin,kan ter içinde kalırsın ama sesini duyan olmaz....bazense dünlere ısyan ettıgını sanırsın ama asıl ısyanın yaşanmamış yarınlarınadır...sen bunu anlayana kadar çok geç olur ,daha dogrusu çok geç olduğunu sen sanırsın oysaki,, geç olan bugününün bile, henüz yarını yaşanmamıştır...bazen gitmeler acıtır yüreğii sessiz ve çaresiz bekleyişler her gitme biraz daha yaralar kırık kalbini oysa sen gideni değil bekleyeni ararsın aslında,bekleyenin o eski narin gülüşünü,bekleyenin sevdiğine dokundugundaki hevesini...sonra birer birer gelir aklına dünler..bugünler....ve yaşanmamış yarınlar...dünleri anarken hep tatlı bir tebessüm alır güzel dudaklarını,bazen gözlerin gökyüzünü kıskandırır ,yagmur damalalarını...sonra şimşekler çakar onun gözleri gelince aklına onu geri istersin ama söyleyemessin onu geri istersin ama dinletemessin ...onu geri istersin ama söyleyemessin...
alıntı

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!